
19 Aralık, Türkiye’ de yalnızca bir takvim günü değil; üniversite gençliğinin siyasetle, adaletle ve devletle kurduğu ilişkinin fotoğrafıdır. İstanbul ve Ankara’ da öğrencilerin gözaltına alınması ve ardından Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi 16 öğrencinin tutuklanması, münferit bir “asayiş” meselesi değil; uzun süredir biriken yapısal bir krizdir.
Bu kriz, yalnızca sokakta değil; kampüslerde, atölyelerde, adliye koridorlarında ve çocuk işçiliğin normalleştirildiği bir eğitim sisteminin tam ortasında yaşanmaktadır.
19 Aralık Neden Önemliydi?
19 Aralık’ta öğrenciler, 19 Mart’ ta başlayan protesto dalgasının dokuzuncu ayında, hâlâ tutuklu bulunan arkadaşlarını ve bastırılan toplumsal muhalefeti hatırlatmak için bir araya geldi. İstanbul Beyazıt’ ta ve Ankara’ da yapılan bu eylemler, anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri özgürlüğü çerçevesinde gerçekleştirildi.
Ancak devletin refleksi yine aynıydı:
👉 Polis müdahalesi
👉 Gözaltılar
👉 “İzinsiz gösteri” gerekçesi
Bu noktada mesele, “izin” meselesi olmaktan çoktan çıkmıştı. Asıl sorun, gençliğin politik özne olarak var olmasına duyulan tahammülsüzlüktü.
TİP’ li Öğrenciler Kimdi ve Neyi Protesto Ediyordu?
Aralık ayının ilk günlerinde İstanbul’da düzenlenen Milli Eğitim Bakanlığı’ nın “Mesleki Eğitim Zirvesi” sırasında, TİP ’li öğrenciler MESEM uygulamasını protesto etti.
MESEM’ ler, resmi söylemde “mesleki eğitim” olarak sunulsa da, fiiliyatta:
- Çocuk işçiliği yaygınlaştırılıyor
- İş cinayetlerinde ölen çocukların sayısı artıyor
- Eğitim, ucuz iş gücüne indirgeniyor
Öğrencilerin taşıdığı pankartlar ve attığı sloganlar sertti çünkü gerçek sertti:
“Çocukların kanı elinizde.”
Bu protestonun ardından 17 öğrenci gözaltına alındı, savcı ifadelerini bile almadan 16’sını tutuklamaya sevketti ve mahkeme bu öğrencileri tutukladı.
Tutuklama gerekçeleri ise tanıdık:
“Görevi yaptırmamak için direnme”, “kamu düzenini bozma”, “basit yaralama”.
Oysa ortada ne bir silah, ne bir saldırı, ne de bir isyan vardı.
Ortada yalnızca itiraz eden gençler vardı.
Tutuklama: Bir Hukuk Tedbiri mi, Siyasi Mesaj mı?
Tutuklama, hukukta istisnai bir tedbirdir. Ancak Türkiye’de özellikle öğrenciler söz konusu olduğunda, cezaya dönüşen bir önlem hâline gelmiştir.
Bu tutuklamalar şu mesajı vermektedir:
“Konuşursan bedelini ödersin.”
“Sokakta olursan geleceğini kaybedersin.”
“Siyaset sana ait değil.”
Bu mesaj yalnızca 16 öğrenciye değil, bütün bir kuşağa yöneliktir.
Eğitim, İtaat ve Sessizlik Üzerine Kurulu Bir Sistem
Bu tabloyu MESEM’ den, bütçe tercihlerinden ve üniversitelerdeki baskıdan bağımsız düşünemeyiz. Bugün Türkiye’ de eğitim sistemi:
- Eleştiren değil, itaat eden
- Soran değil, uyum sağlayan
- Hak arayan değil, susan
bir gençlik tasavvur etmektedir.
MESEM’ lerde çocuklar ölürken sessiz kalmaları, üniversitede öğrencilerin yalnızca derslerine odaklanmaları, sokakta ise görünmemeleri beklenmektedir.
19 Aralık’ta olan tam olarak şuydu:
Gençler bu role itiraz etti.
Sonuç: Yargılanan Suç Değil, Bir Kuşaktır
Bugün tutuklananlar yalnızca TİP’li öğrenciler değildir.
Bugün yargılanan:
- Çocuk işçiliğine karşı çıkmaktır
- Eğitimde eşitsizliği dile getirmektir
- Geleceksizliğe razı olmamaktır
19 Aralık, bir dönüm noktasıdır. Ya bu ülkede gençlerin sesi daha da kısılacak ya da bu baskı, daha büyük bir toplumsal uyanışın önünü açacaktır.
Tarih bize şunu defalarca gösterdi:
Gençliği susturarak hiçbir düzen kalıcı olamaz.
Okuldan Sesler sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.